20 Şubat 2010 Cumartesi

Nefret, Yansıma ve Gölgeler Çalışması / Nil GÜN

P1100432 Bazen sıkıntılı yada endişeli olduğum durumlarda en yakınımdaki kitabı alır, rastegele bir sayfasını açarım. Yanıtların hep orada olduğuna inanırım. Genelde de öyle olur. Hiç beklemediğimn bir yazı ile karşı karşıya kalırım. Derinlemesine düşünürüm, bu sözcüklerden dökülen ve bana yol gösterecek anlam nedir diye. Bazen çok kolay olur. Öyle sayfalar açarım ki, cuk diye oturur. Derin bir nefes alırım, yüzümde bir gülümseme belirir.
Bugün Nil GÜN’ün İçimizdeki Şaman/Duyguların Simyası elimde. Rastgele bir sayfasını açtım. 100-101.sayfa çıktı. Bölümün başlığı “Nefret”.

“Toplumsal olarak onaylanmayan özelliklerimizi bastırarak çuvala tıkıyoruz. Bu ben, bu ben değil ayrımına gidiyoruz. Bastırdığımız görmezden geldiğimiz, yok saydığımız, çuvala tıktığımız bize ait bu özelliklerden nefret ediyor (öz nefret), bize gölgelerimizi hatırlatan insanlarla karşılaştığımızda onlara karşı nefret duyuyoruz. Başkalarına duyulan nefret, daima içimizdeki öz-nefretin bir yansımasıdır.” (Nil GÜN - İçimizdeki Şaman/Duyguların Simyası)

P1080980 Bugün içimdeki nefret duygusuyla yüzleşeceğim herhalde. Bir kağıt kalem alıp, “nelerden” ve “kimlerden” nefret ettiğimi yazmayı denedim. Sonra aklıma acaba bu nefret ettiğim şeylerin çeşitlerini çoğaltabilir miyim diye bir şey geldi. Yani “kimlerden” deyince hemen bir çok insan sayabiliyorsunuz, ya da “nelerden” deyince bir çok olay,yer vb.. Örneğin bazı yemeklerden, bazı eski yaşadığımız yerlerden nefret etmek “nelerden” in içine giriyor muydu? Ya da bu nefret ettiğimiz “nelerden” ve “kimlerden” i karşılaştırdığımızda hangisinin nefret derecesi bizi daha çok etkiliyordu.

“Oysa nefret duygusunun amacı, kendi öz-nefretimizi, kendi küçüklüklerimizi, kendi gölgelerimizi tanıyarak ve aydınlığa çıkararak, nefretin işgal ettiği ve tutsak kıldığı enerjiyi açığa çıkarmaktır. Nefreti, hedef kişiye yada gruplara kusmak nefretin kendi varlğımızdaki tahribatını ortadan kaldırmaz. Aynaları kırsan da sadece yansımayı geçici olarak ortadan kaldırırsın. Ama er geç karşına yansımanı gördüğün bir su birikintisi çıkacaktır.” (Nil GÜN - İçimizdeki Şaman/Duyguların Simyası)

Kalem elimde kağıdın üzerinde bekliyordum. Nefret ettiğim kişileri yazmayı deniyordum ama bir ad bile yazamadım. İçimden konuşuyordum;

- Yo bu kişilerden nefret etmiyorum. Sadece sevmiyorum o kadar.

Nefret etmemek mümkün müydü.? Sevmediğim insanlardan nefret ediyor muydum.? Ya da yine bir çuvalın içine duygu mu biriktiriyordum.? Birirlerinden nefret etmekten mi korkuyordum.? Ya da bunu söylemekten utanıyor muydum.? Bir şekilde yazamadım. Sonra gücümü topladım sevmemek = nefret deyip, bir kaç isim karaladım. Bu kişilerin bendeki yansımalarını/gölgelerini düşündüm. Bu insanlara ait neftet ettiğim/sevmediğim yönleri, bende olan ancak çuvala koyduğum özelliklermiydi diye düşündüm.

“Bir insan şiddetli olarak bir şeye karşı çıkıyorsa, orada kendi gölgesi vardır. Kendinde yok saydığı, görmek istemediği, kabullenmediği, sahip çıkmadığı bilincinin dışına ittiği boyutu onun gölgesidir.” (Nil GÜN - İçimizdeki Şaman/Duyguların Simyası)

19 Şubat 2010 Cuma

Saat Kulesi - Tokat

Tokat’ta orjinalliğini korumuş bir saat kulesi var. Sultan II.Abdülhamit’in tahta çıkışının 25.yılı anısına halkın yardımları ve Mutasarrıf Bekir Paşa ile Belediye Başkanı Enver Bey’in öncülüğünde yaptırılmış.

Kule kitabesinde 1902 yılında yaptırıldığı yazılı.
33 metre yüksekliğinde.

P1100180

P1100185

P1100187

P1100192

P1100193

P1100195

P1100186

P1100200 P1100199

Tokat Yemekleri (Yöresel) – Tokat Sofrası

Tokat kebabının mevsimi değilmiş. O yüzden normal kebap vb.. yemekler yendi. Ben, bazen salata bazen çorba bazen de mantar vb.. ile öğünlerimi geçiştirdim. Bir öğlen ise Tokat’ın yöresel yemeklerinin yapıldığı Tokat Sofrası denilen bir yere gittik.
Demli Hayat

Demli Hayat

Demli Hayat 

Menüde;

Bat : Mercimekten yapılan soğuk içilen çorba benzeri bir şey
Mumbar :
Pehli Pilav:
Dolma
Kavurma

yedik. İçecek olarak,

Karadut şurubu içtik.

P1100110

P1100108

Bat;

P1100113

P1100115

P1100120

Kavurma,

P1100130

Pehli pilav,

P1100132

Çorba,

P1100122

Baklalı ve erikli dolmalar,

P1100137

Karadut şurubu taze ve lezzetliydi.

P1100140

P1100146

P1100145

P1100147

P1100152

P1100150

P1100151

P1100112

Tokat – Ballıca Mağarası

Türkiye’nin ve dünyanın sayılı mağaralarından biri olduğu söyleniyor. İçerisi gerçekten muhteşem bir güzellikte. Sabit bir sıcaklığı var. (İnternetteki kaynaklara göre 18 derece sabit sıcaklığı olduğu söyleniyor. Girişteki tanıtım yazılarında 17-24 derece arasında değişen bir sıcaklık ve nem olduğu yazılı.)

İçerisini gezerken mont yada kabanınızı arabada bırakırasınız daha iyi olur. Ban kalın bir kabanla içeriye girdim. Ter içinde kaldım. Zaten mağarada bir yukarıya bir de aşağıya inen büyük iki galeri mevcut. Sayısız merdiven inip çıkıyorsunuz. Tavandan sürekli sular akıyor. Işıklandırması yetersiz olsa bile –bence bazı sarkıtlar özel olarak ışıklandırılmalı- harika bir seyir zevki var. Ufuk Hanım Emre Bey daha onuncu merdivende pes edip birinci galeride kaldılar. Bence en birinci galerinin en üstüne, ikinci galerinin ise en altına kadar gidilmeli. Kadri Hocamla ben en alta inip tekrar en üste geri çıktık. Kayalara dokunup, manzarayı doya doya seyrettik.

Mağaranın halen daha oluşumunun devam ettiği yazıyor internet sitelerinde.

“Yüzey jeolojisi ve mağara haritalandırma çalışmaları Ocak 1992'de başlamış ve Ocak 1995'te tamamlamıştır.Mağara galerileri Mağara Araştırma Derneği tarafından 1992'de haritalandırılmıştır. Sonraki hari-talandırmalar, Türkiye Maden Tetkik ve Araştırma'nın (MTA)genel yönetimi altında, 1994'te Mağara Araştırma Projesi'ne bağlı bir takım tarafından yürütülmüştür.Tamamlanmamış orijinal harita yapılırken derlenen MTA haritasından destek alınmıştır.
Ballıca Mağarası Tokat Dağı'nın başkalaşmış şistleri üzerinde uzanan karstik kristal kireçtaşıyla oluşmuştur.Mağaranın içerisinde yer alan kristalleşmiş kireçtaşı kütlesinin yüzey alanı yaklaşık 30 hektardır.Tektonizm ve karstikleşmenin sonucu olarak, bu oluşumun derin yerlerindeki çözelti boşlukları mağaraya bir yükselti sağlamıştır.Kireçtaşlarının sınırlı yüzey boyutuna rağmen bilinen mağara 680m. uzunluğunda ve geniş kapsamlı karstikleşme gösteren 6.500 metrekarelik bir alanı kaplamaktadır.” (İnternetten alınıtdır.)

Ben çok mağara gezmedim ama içerisindeki sarkıtların, damlataşların şekilleri gerçekten muhteşem. Belki de bir çok mağarada görünebilecek bu oluşumlar, bir mağarada toplanmış gibi.

P1100245 P1100248

Galeriye inen yollar.

P1100251

Burası birinci galeri. Üste çıkan ve alta inen merdivenler var. Oldukça yüksek bir tavanı var.

P1100263

Yukarıya bakış.

P1100267

Alt galeriye iniyoruz.

P1100273

Fotğraf makinasının flashını çalıştırmak yasak. Zaten flashla bu güzellik kapanıyor. Ayaklığıda yanıma almadığım için fotoğraf kalitesi biraz düşük. Ancak alttaki resimde en son ışık , bize çok uzak ve sürekli merdiven inerek oraya ulaşabiliyorsunuz.

 P1100275

P1100280 

P1100283

P1100290

P1100291

P1100296

P1100297

P1100314

P1100320

P1100321

P1100328

P1100342

Altta Kadri Hocayı görüyoruz. Maşallah yaşına rağmen zıplaya zıplaya çıkıyor merdivenleri…

P1100349

Mağaranın bulunduğu dağdan manzara…Şubat ayında bile harika gözüküyor.

P1100351

Aşağıda Emre Bey, Ufuk Hanım ve Kadri Bey…

P1100355

Ben..(Tokat’taki tek fotoğrafım.)

P1100362 

Yolda çok güzel bir dereden, yüksek bir su sesi geliyordu. Biraz daha yukarılara çıkıp, bu buz gibi suyla elimizi yüzümüzü yıkadık.

P1100363

P1100365

P1100377

P1100383

Ve dönüş yolu..

P1100412

P1100425

Network