31 Ocak 2010 Pazar

Güneşli

Sabah Ankara güneşliydi.

Ben de penceremden bir fotoğrafını çektim..

P1090772

30 Ocak 2010 Cumartesi

Kemanın akoru tamam mı?

Tesadüf

 

“Kainatta, tesadüfe tesadüf edilmemiştir.” Bu cümle günlerdir aklımda..

Peki o zaman niye şu karıncayı izleyip duruyorum. Bilgisayarımın karşısında çalışırken, niye işimi gücümü bırakıp bu küçücük karıncayı izliyorum.
Küçüklüğümü hatırlıyorum. O zamanlar İzmir’de avlusu ve bahçesi olan bir evde oturuyorduk. Bahçede bu küçük siyah karıncaraların toprak içindeki yuvalarıyla oynardık. Bazen yaramazlık yapar yuvalarını kapatırdık. Bazen de yuva girişlerini  kazar acaba içeride ne var diye bakmaya çalışırdık. Çocukluk işte.

Şimdi ise Ankara’da betonarme bir binada 6.katta bu küçük karıncanın ne işi var diye düşünüyorum. Acaba evimize nereden girdi. Bundan daha kaç tane var. Toprakta yuvası yok mu? Burdan altı kat aşağıya inip toprağın içine mi gidiyor. Ya da betonda bir yuvası mı var? Daha da önemlisi benim bu karıncayı izlememdeki tesadüf ne?

Koltuktan kalkıp, yere oturuyorum. Eğilip, bu küçük karıncayı yakından takip ediyorum. Bazen kalkıp, yolunu açıyorum. Yüzümü daha da yaklaştırıp yere yapıştırıyorum, onun gibi görmeye çalışıyorum odayı. Tek gözümü kapatıyorum. Acaba niye bunu yapıyorum diye soruyorum. Bir tesadüf olmalı diye düşünüyorum. Tam bu sırada midemde büyük bir ağrı başlıyor. Yere kusmaya başlıyorum. Büyük bir halsizlik içinde gözlerim kararıyor. Evde yalnızım yardım edecek kimse yok diye düşünüyorum. Bulantıdan başım dönmeye başlıyor. Kalkmaya çalışıp, koltuğun kenarına tutunuyorum. Koltukla birlikte yere yığılıyorum. Gözümü açtığımda baygınlık geçirdiğimi anlıyorum. Mide bulantım geçmiş, baş dönmesi ve kusma da yok. Ama burası evimiz değil, evde de kimse yoktu, beni kim hastaneye getirdi diye düşünüyorum. Hastanayede benzemiyor burası. Çok büyük bir tahta platformun üzerinde ayakta duruyorum. Düşüncelerim hızla değişiyor, benliğimi tekrar yitiriyorum. Karnım çok aç değil ama yiyecek bulmak istiyorum. Etrafa bakıyorum. Altı tane ayağım var ve her yerden sesler işitiyorum. Biz burdayız diye bağırıyorlar. Yanlarına gittiğimde sesleri kesiliyor. Bir tanesini ağzımla kaldırıp, çok iyi bildiğim bir yere doğru götürüyorum. Evime…Aklımda korku yok, öfke yok, kin yok, gurur yok. Sanki daha önce hiç yaşamadım. Geçmişim yok. Geleceği de düşünmüyorum. Sadece o an, ağzımdaki büyük ekmek kırığını evime götürmek istiyorum. Çok mutluyum. Çünkü sadece ben varım. Başka hiç bir şey hissetmiyorum

Diğer gözümü de açıp, başımı yerden kaldırıyorum. Karıncayı küçük bir ekmek kırığı ile giderken izliyorum. Tekrar merak ediyorum, acaba şu küçücük karıncayı izlememdeki tesadüf nedir diye….

20 Ocak 2010 Çarşamba

Yaz gelince bak neler olur…

Soğuğun iliklerimize işlediği bu günlerde, yaz ve tatil fotoğraflarıma bakarım her kış.
Tekrardan tatilde hissederim kendimi. Derin bir nefes alır, yeniden gelmesini isterim o günlerin.

İzmir’de memleket hasreti giderdim. Tabi o zamanlar kordon böyle değildi. Henüz doldurulmamıştı.

İzmir

Alaçatı’ya gittik ilk kez. Beğeniyle gezdik…

Alaçatı

Sörfçüleri izledik.

 Babylon Alaçatı

Foça’nın eski evlerini gezdik.

Foça Evleri

Şeytan Sofrası….

P1080986

Urla İskelersi..Tanju Okan’ın iskelesi…

Urla İskele

Çeşme…

Çeşme

Cunda Adası..

Cunda

Edremit..

P1090102

Kemer Otium…

Kemer

9 Ocak 2010 Cumartesi

Bilgelik ve bilgi

NAR-AG~1

“Bir zamanlar İspanya’da adı Goya olan ünlü bir ressam vardı. Yaşının çok ilerlemiş olduğu yıllarda resimlerden birinin altına “Hala öğreniyorum” diye yazmıştı. Kitaplardan birşeyler öğrenebilirsiniz ama bu bilgi sizi pek uzaklara götürmez. Bir kitap size yazarın söyleyebildiklerinden fazlasını veremez. Ama kendi kendinize öğrenmeye başladığınız zaman böyle bir bilgi edinme yoluna bir sınız çizemezsiniz. Çünkü kendi kendinize öğrenmeye başlamak için daha önce dinlemesini öğrenmelisiniz, nasıl gözlemlemeniz gerektiğini öğrenmelisiniz.” Krishnamurti

(Not : Resim alıntıdır.)

4 Ocak 2010 Pazartesi

Duyguları Tanımak

P1090072

Duyguları tanımak onları tatmak, bu tadı birbirinden ayırmak, acıyla tatlı arasındaki farkı bilmek gibi olsaydı keşke…Keşke solumak yada solumamak gibi olsaydı….Siyahla beyaz gibi…

Hiç denediniz mi?
Şimdi bu satırları okurken neler hissettiğinizi.
Size komik yada basit mi geliyor bu okuduklarınız. Acaba böyle hissetmek bir duygu mu? Yoksa bunlar duygu değil mi?

Duygu dediğimiz şeyler; sevgi, aşk, mutluluk, üzüntü, öfke, korku, nefret, kin, heyecan, telaş, panik, tedirginlik, kızgınlık, kıskançlık, fesatlık, sinirlilik, gevşeklik, vb…midir. Acaba bunların bazıları duygu değil, durum mudur. Ya da hepsi duygu mudur.

İnsan sinirli olduğunda kendisini nasıl hisseder. Aldatılmış, küçümsenmiş, küçük düşürülmüş, alaya alınmış, becereksiz gibi gösterilmiş, kullanılmış vb.. Yoksa bunlar ana duygunun alt duygularımı. Yada bunlar da onun gibi esas duygulardan mı?

Sevinç bir duygu mudur? İnsan sevinçli olunca ne hisseder. Herkese bunu duyurmak, içini kaplayan bir coşku, güçlü, kuvvetli, her türlü zorluğu başarabilen, hayatla barışık, mutlu, heyecanlı…

Hiç düşündünüz mü?

Kuvvetli bir duygu durumunuzda, evet şu anda çok öfkeliyim deyip, öfkeyi tanımlamayı…Onun vücudunuzda, ellerinizde, kollarınızda, kulaklarınızda, gözünüzde, kaşınızda, dizinizde nasıl bir his uyandırdığını..Ve sonra hayır bu öfke değil. Bu umutsuzluk duygusu dediğinizi….

Hiç düşünüdünüz mü? Neyi hissetiğinizi….

3 Ocak 2010 Pazar

Yorumlar daha güzeldi....

Dünkü yayınladığım Depresyon ve Mutluluk yazısının yorumları daha güzeldi.

içimdeki yolculuk (funda) dedi ki...
bu okadar önemli ki..çogu insan mutluluğu uzaklarda arar ve bir çok konuda başarılı olamaz.hayatın hep olumsuz yönlerini görmekte ısrarcıdırlar ve hiç bir şeyden hoşnut olmazlar.oysaki hayatı mutlu ya da mutsuz kılanda bizleriz.aynı camdan bakıldığında biri yerdeki çamuru görürken diğerinin gökkuşağını gördüğü gibi.
sevgiler..


funda dedi ki...
ne tesadüf bugün katıldığım bir arkadaş toplantısında baştan sona konumuz buydu...
Aslında zor olan insanın hep olumluyu hep iyiyi düşünmesi gibi geliyor bana, bizler micaz olarak bunalımı melankoliği efkarı seven bir milletiz, yeni kuşak diyeyim ya da belli yaşı devirmiş onca sıkıntı aşmış insanlar dışında hayatın özünün sadece varlığa şükretmek ve mevcut durumdan istifade edebilme yetisi gelişmiş oturmuş...
Önemli olan bu bilinci yaymak ve hayata uygulamak, yeni yeni çıktı evrene olumlu mesaj gönderelim o da bize olumlu dönsün hadisesi...
Oysaki büyüklerden gelir ki hayır düşün hayır olsun diye...
En önemlisi bu ve yapması o kadar kolay ki, sonunda gözlerden ışıltı, kalplerden huzur eksik olmayacak bir bakıma nirvana belki bu basamağın adı ama ulaşması hiç zor değil... yeter ki o basamağa gelene kadar esen rüzgardan olabildiğince az etkilenmek...

2 Ocak 2010 Cumartesi

Depresyon ve Mutluluk

 

Günümüzün hastalığı depresyon…Mutsuzluk…Memnuniyetsizlik…

Yaşayıp gidiyoruz. Sanki ileride beklediğimiz mutluluk ve güzel günler için şu andaki durumumuza katlanıyoruz gibiyiz.

Photo illustration by Mindy Ricketts

“Mutluluk duygusunu pek tanımayan insan genellikle karamsardır ve başarısızdır. Sürekli depresyonun kıyısında dolaşır. Başarısız insan, olumsuz düşüncelerin içinde bir sorunun çözümünü aramak yerine sorunun altında ezilir. Bu insan yaratıcı, etkin ve değişime açık bir insan değildir.

Mutluluk duygusunu sıkça yaşayan insan, genellikle olumlu düşünür, iyimserdir ve yaşamında başarılıdır. Olumlu düşünce, mutluluğu; mutluluk, olumlu düşünceyi besler. Mutluluk duygusunu sıkça hisseden insan iş ve eğlence ayrımı yapmaz. Çünkü işini yaparken eğlenir, eğlence yeni fikirleri geliştirir.”

“Yaşamında daha fazla mutlu anlar istiyorsan, her an kendine neler söylediğine, ne tür hikayeler anlattığına dikkat et.” İçimizdeki Şaman-Duyguların Simyası – Nil Gün -

1 Ocak 2010 Cuma

Parmakların adı


Parmakların adları ....
Baş parmak : Niye başparmak adını almıştır. En baş işleri o yaptığı için mi? En başta o olduğu için mi?
İşaret parmağı : İşaret ederken onu kullanırız.
Orta parmak : Yerinden dolayı o adı almıştır. En ortadadır.
Yüzük parmağı : İşte bakın bu da kullandığı aksesuardan dolayı aldığı isimdir.
Küçük parmak : (Serçe parmağı) : En küçük olduğu için.
İçlerinde en farklı adlandırmaya yüzük parmağı sahip değil mi? Sizce?

Network