28 Şubat 2009 Cumartesi

Düşünce Bulutu

DSC02054

Dün sabah işyerimde rutin işlerimle uğraşırken bir mail geldi. Blog arkadaşlarımdan biriydi maili gönderen.
 
"Merhaba Nasılsınız? Bugün öğle arasında Tunalı'da yemeğe ne dersiniz?. Tanışmış oluruz.? Uzun zamandır aklımdaydı. Eğer müsaitseniz buluşalım?"


Aaaa ne güzel diye düşündüm. Zaten öğlenleri sürekli Tunalı civarında bir yerlerde yemek yiyiyorum. Üstelik işyerimede yakın. Hemen maile cevap yazdım. "Neden olmasın?"


Sonraki maillerde yer ve saat konusunda anlaştık.

 


Saat 12.20'de işten ayrıldım. Tunus caddesinde biraz yürüdükten sonra Tunalı'ya bağlanan ara sokaklardan birinden yürüdüm. Buluşacağımız kafenin yerini biliyordum. Çok sık gittiğim yerlerden biri değildi.


Kafe çok kalabalık değildi. Arkalara doğru ilerledim. Daha önce ikimizde bloglarımızda resimlerimizi defalarca yayınlamıştık o yüzden tanıma problemi olacağını hiç düşünmedik. Zaten arka maslardan birinde kendisini görünce hemen tanıdım.
Blogdaki fotoğraflarından daha genç gözüküyordu.
İlk başlarda havadan sudan konuştuk. İşlerimizden bahsettik.


Ancak konu her seferinde blog'a geliyordu. Zaten buluşma nedenimiz, birbirimizi tanıma aracımızda oydu.


Blogda niye yazıyor, ne zamandır yazıyor, neleri yazıyoruz ..hep bunları konuşuyorduk.


Yan masamızda üç tane adam otuyordu. Etrafımızdaki diğer masalarda da insanlar oturuyor ve yemeklerini yiyiyorlardı.
- Ben genelde blog'da günlük olayları yazıyorum. Gelecekle ilgili yazmayı sevmiyorum. Hikaye vb..şeyler yazılıyor onlarda çok hoşuma gitmiyor. Hep yaşadığım olayları yazıyorum dedi.


- Benim için farketmiyor. Yaşadığım,yaşayacağım, hikaye, güncel konular aklıma ne gilirse onu yazıyorum. Karman çorman birşey yani dedim.
Arada bir yine konu başka konulara kaysada genelde bu konular üzerinde gidip geliyorduk.
Yemeğimiz bittikten sonra çay istedik.
- Sana bir şey sorucam dedi.
- Tabii.
- Şu senin blogda arasıra yazdığın hikayeler var ya..Onları nasıl uyduruyorsun. Birkaç kez bende hikaye yazayım diye heveslendim ama sonradan vazgeçtim. Konuları sıkıcı buldum. Bazıları halen daha taslak halinde duruyor dedi.


- Bilmiyorum. Yazıyorum işte dedim.
- Ne bileyim bazen hikayelerini okuyorum ama biraz uçuk geliyor. Üstelik alakasız ve anlaşılması zor oluyor. Yani karışık. Bunların hepsini uydurmak için ne kadar pc başında oturuyorsun.

 


- İnan çok zaman almıyor.
- Şu baston şemsiye hikayesi biraz ilginçti. Ama daha sonra arasıra çıkan adamlar, gizemli hikayeler, ne bileyim böyle kendine bir gizem vermeye çalışma olayın beni biraz blogundan soğuttu doğrusunu istersen. Yok tiyatrodaki olaylar, dört tane senin kavga etmen, parkta yerde geçmişini izlemen, birden fazla yaşanan hayatlar...Bence daha gerçekçi hikayeler yazsan daha çok başarılı olursun. Ne bileyim kendine sırlarla doluymuşsun gibi hava vermeye çalışma yalın ol bence. Günlük yaşadıklarınla ilgili hikayeler yaz.


- Haklısın olabilir dedim.


- Sana birşey daha sorucam yaklaşsana...


Biraz ona doğru yaklaştıktan sonra kısık bir sesle.
- Biliyor musun yanımızdaki masadakilerin hepsi bizi dinliyor dedi.
- Nasıl yani?
- Bak sağında üç tane adam otuyor biz geldikten hemen sonra geldiler ve hiç konuşmadılar sürekli bizi dinliyorlar. Solundaki kızlar var ya onlarda çok az konuşuyorlar ve sık sık biizm masaya bakıyorlar. Hele arkadakiler birazdan üzerine düşecekler dedi.

 

 


Önce adamlara baktım. Göz göze geldik. Gülümseyerek selam verdim. Sonra kızlara baktım onlar yemeklerini yiyiyorlardı. Dönüp arka masalara baktım. Bütün masalar doluydu, hiç boş masa yoktu ve herkes birşeylerle meşguldu.


- Yoo bence bizi dinliyorlarmış gibi gelmedi bana.
- Bak biraz dikkat et. Sende fakedeceksin.


Daha sonra yeniden blog ve yazılar hakkında konuşmaya devam ettik.
- Kalkalım mı? Benim işe yetişmem lazım dedi?
- Sen kalk ben bir çay daha içeyim. Çünkü bir arkadaşımla buluşacağım biraz daha vakit geçirmem gerekiyor dedim.
Vedalaştık ve apar topar kafeyi terkedip gitti.


Yanımdaki adamlardan biri boş koltuktaki pardesüsünü kaldırıp baston şemsiyesini aldı ve kalkarak karşımdaki boşalmış olan sandalyeye oturdu.


- Eee evlat nasılsın?
- İyiyim Asım Bey siz nasılsınız.
Kafedeki tüm masalar doluydu ve herkesi tanıyordum. Çoğuyla daha önce defalarca karşılaşmıştık.


- Hepiniz gelmişsiniz.Hayırdır düğün mü var?


Asım Bey gülerek,


- Hadi gel biraz dışarıda yürüyelim dedi.
Dışarısı soğuktu ve yağmur çiseliyordu.
Esat Caddesi'ne doğru yürüdük. Asım Bey koluma girmiş yavaş adımlarla yürüyordu. Aslında benden daha dinç ve daha dinamikti. Buna defalarca tanık olmuştum.
- Evlat şu karşıdan gelen kadını görüoyr musun?


- Evet

.
- Sence ne düşünüyor.?
- Bilmiyorum ki. Sizce.?


- Gayret et biraz. Ne düşündüğünü hissetmeye çalış?


- Nasıl yani?


- Evlat kendini biraz zorlarsan ne düşündüğünü bilebilirsin?


Biraz konsantre olmaya ve Asım Bey'in benden istediğini yapmaya çalıştım ama başaramadım.


- Olmuyor.


- Peki bu sefer ben sana yardım edeceğim.
- Bak şimdi karşıdan gelen kasketli adamı görüyor musun?


 Question Adama dikkatlice baktım ve birden bana ait olmayan anı ve düşüncelerin zihnimde dolşatığını hissettim. Adam beş dakika önce bir kebapçıdan çıkmış ve öğle yemeğinde kebap yemişti. "Keşke bugün kebap yemeseydim. Üstelik et iğrençti ve gereksiz yere bir sürüde para verdim.Yağmurda şidddetini arttırıyor acaba işe gitmekten vazgeçsem hastalandım deyip eve mi kaçsam."


- Evlat şimdi de şu gelen yaşlı kadına bak.
Dikkatimi ona yönelttim."Bu soğuk havada ne işim var benim. Hastalanacam yine. Niye kendileri değiştimediler de beni gönderdiler buraya (gelini bir gömlek almış ve değiştirmesi için kayınvalidesini Tunalı'daki mağazaya göndermişti.). Sanki ben onların hizmetçisiyim."


Sonra karşıdan gelen iki genç kıza konsantre oldum. Yanındaki arkadaşı hakkında düşünüyordu."Her seferinde böyle yapıyor. Halbuki ikimizde aynı şeyi yedik. Niye ben daha fazla para verdim. Bundan hesap geldiğinde hiç karışmayacam görür o."


Bir delikanlı..."Vayyy şu kız supermiş anasını satayım. Bakmaz ki böyleleri bize. Ohaa bu varya superrr, buraya daha sık geleyim burası kaynıyo valla, bizim çocuklara telefon etsem mi acaba...."

  
Bir kadın..."Dükkana girince önce beğenmemiş gibi yapıcam. Hepsini deneyeceğim. Acaba bu ayakkabı ile denemesem mi ? Yarın topuklu giyip öyle mi gitsem. Önce kuaföre gider öyle giderim daha iyi olur."


Genç bir kız."Manyak.Dilek'le konuşacağına önce gelip benimle konuşsana. Ben sana yapacağımı biliyorum."


- Evlat nasıl gidiyor.Şimdi de şu yaşlı adam ne düşünüyor ona bak bakalım.
Karşıdan gelen yaşlı odama odaklandım. Ancak onun düşüncelerini okuyamadım. Biraz daha zorladım kendimi ama adam sanki hiç bir şey düşünmüyordu. Mümkün müydü bu?


Asım Bey'e baktım. Başını sallayarak,
- Biraz daha konsantre olmalısın. dedi.


Ancak ihtiyar adamın düşüncelerini bir türlü okuyamadım.
Başkalarının düşüncelerini okuyarak Kennedy Caddesi'ne kadar yokuşu tırmanmıştık.
- Ee anlata bakalım evlat nasıl bir duygu bu?


- İğrenç. Eskiden böyle bir şeyi hayal eder ve harika olacağına inanırdım. İnsanların benim hakkımda neler düşündüğünü öğrenmek isterdim hep. Artık onu biliyorum. Herkes herkesin arkasından atıp tutuyor. Bunun için insanların düşüncelerini okumaya gerek yok. Şimdiki olaya gelince de en fazla on kişiyi izleyebilirsiniz. Bence hiçbirinin bir değirinden farkı yok. Hepsi aşağı yukarı aynı şeyi düşünüyor.


Asım Bey durdu. Geriye Tunalı'ya doğru döndük.
- Aşağıya bak evlat dedi.
Yokuştan biraz altta kalan Tunalı'ya doğru baktım.
- Ne görüyorsun.
- Ne görmem gerekiyor dedim.
- Bu seferde ben yardımcı olacağım ama artık bunları kendin yapman gerekiyor dedi.
- Anlamadım.


- Sadece aşağıya bak.
Caddede yürüyen insanlar, park etmiş arabalar, ağaçlar, dükkanlar..herşey gözümün önündeydi.
Aniden görüntü flulaşmaya başladı. Herşey birbirinin içine giriyordu. Asım Bey'e baktım.
- Bir şey yok sadece aşağıya bak evlat.
images Bütün her şey renkler halinde görünmeye başlamıştı. Ancak bu renk bulutu içinde insanları, arabaları , ağaçları ve herşeyi ayıran bir çizgi vardı. Herşey aşağıdaydı ancak farklı bir şekilde görünüyordu. Yürüyen renkler, yolda giden renkler, park eden renkler, dalları sarkan renkler...
- Nasıl bir görüntü evlat anlat biraz.
- Herşeyi karışık renkler halinde görüyorum. Mesela önümde bir insan gidiyor, içinde binbir tane renk var. Yoldaki köpek; onun renkleri biraz daha farklı. Arabalar birkaç renk halinde görülüyor. Ağaçlar rengarenk. sanki renkli noktalarla çizmişsin gibi.
- Evlat canlılar ve nesnelerden başka ne görüyorsun.
- İnsanların biraz üzerinde bir renk bulutu daha var. Sanki bir sis gibi. Caddenin biraz üzerinde. O da renkli. Küçük küçük sis bulutu var. İlk başta yoktu. Ancak onlara dikkatimi yöneltince görebildim. Caddenin üzerinde, insanlarında üstünde yüzüyorlar.


Bunlar ne? Başka tür canlılar mı?
- Hayır evlat. Peki biraz daha yukarılara bakar mısın?


Başımı yukarı gökyüzüne doğru kaldırdım. Aman tanrım ne muhteşem bir manzara. Yukarıda rengarenk bulutlar vardı. Hepsi de havada yüzüyorlardı. Çok etkileyici renkleri vardı. Sanki bir müzik eşliğinde dans ediyorlardı.


- Bunlar ne diye sordum.
- Aşağıdakilerin bir benzeri. Yani cadde üzerinde gördüğün küçük bulutların benzeri.
- Ama cadde üzerindeki bulutlar çok küçük ve renkleri bunlar kadar güzel ve canlı değil. Üstelik sanki bunlar hoş bir ses çıkarıyorlar.


Birden bulutlar kayboldu. Ankara'nın yağmurlu kara ve kasvetli havası geri geldi. Yola baktım. İnsanlar normal gözüküyorlar, uğultular çıkararak ordan oraya koşturuyorlar, arabalar kornalara basarak yarattıkları gürültü eşliğinde yol alıyorlar.
Asım Bey tekrar koluma girdi ve aşağıya doğru yürümeya başladık.
SunnyD
- Bak evlat. Az önce insanların düşüncelerini okudun. Neler düşündüklerine tanık oldun. İnsanları ve nesneleri renkler halinde gördün, uçuşan renk bulutlarını izledin. Bunların hepsinin bir anlamı var. Seninde bildiğin gib dünyadaki herşeyin bir enerjisi var ve enerji değişik titreşimlerde değişik görünümlere neden olur. Senin enerjini yükselterek farklı boyutlardaki enerjileri görmeni ve algılamanı sağladım. Evlat. İnsanlar günlük yaşamlarında kendi enerjileri ile ilgili olayları daha net algılarlar. Yani enerjisi düşük olan insan, düşük boyuttaki enerjileri algılar.Az önce cadde üzerinde gördüğün renk bulutları birer düşünce bulutuydu. Yani insanlar aslında çok fazla düşünmezler evlat. Evrendeki düşünceleri kullanırlar. Bunu yaparken de kendi enerjileri ile uyumlu düşünceleri kullanırlar. Sokaktaki çoğu insan  maalesef düşük bir enerjiye sahipti ve kullandıkları düşüncede ona ait enerji kalıbındaki düşüncelerdi. Bir ihtiyar adamın düşüncesini okuyamadın çünkü o bu sokak üzerindeki düşünce bulutundan beslenmiyordu. O senin harika olarak nitelendirdiğin yukarıdaki enerji bulutundan besleniyordu. O dünyevi düşünce tarzını çoktan terketmişti.

  Sanatçıların bazıları, ermişler, gurular, inançlı insanlar düşüncelerini daha yukarılardan alırlar. Yaratıcı insanlar yaratıcılıklarını yukarıdaki enerji bulutlarından alırlar evlat. Az önce bu olayların bazılarına tanık oldun.

4 Yorum:

ZAMANDAN SIZAN...KIYMET dedi ki...

budur..fark bu kadar iyi anlatılırdı..

ıvır zıvır... dedi ki...

evet ..galiba gündelik yaşamda tamda burda dediğiniz gibi çeşitli hazır kalıplar üzerinden yaşıyoruz... ve en sıra dışımızın bile zannedersem düşük enerjileri var ....
.
.

bu arada sayenizde ,Tunalı hayranı olmak üzereyim :)

özii dedi ki...

Enerji bulutunuz geri dönmüş harika bu...

funda dedi ki...

pes! bu kadar güzel anlatılabilirdi böylesi konu...

Network