5 Aralık 2016 Pazartesi

Ah neydi benim gençliğim

Denen, elindeki not defterinin sayfalarını karıştırıyordu. İçinden nerede bu adam diye geçirdi. Bir saattir ihtiyar adamın evinden çıkmasını bekliyordu. Not defterine yazdığı şiiri okudu.

Ah neydi benim gençliğim

Nerede böyle hüzünlenmek o zaman;
İçip içip ağlamak,
Uzaklara dalıp şarkı söylemek;
Hafta sekiz ben eğlentide;
Bugün saz, yarın sinema,
Beğenmedin Aile Bahçesi;
Onu da beğenmedin, parka;
Sevdiğim dillere destan;
Sevdiğim,
Meyil verdiğim;
Ben dizinin dibinde elpençe divan,
Samanlık seyran.
Nerde,
Nerde,
Nerde böyle hüzünlenmek o zaman!

Orhan Veli

Oldum olası Orhan Veli'yi çok severdi. Lise yıllarında İzmir Atatürk Kültür Merkezi' nde Müşfik Kenter' in oynadığı "Bir Garip Orhan Veli" tiyatrosuna gitmişti. O günden beri ne zaman bir Orhan Veli şiiri duysa ya da okusa hemen o tiyatro oyunu gelirdi aklına.

Müşfik Kenter'in sahnenin ortasında rakı şişesini kaldırıp,
"Bir de rakı şişesinde balık olsam" deyişi gözlerinin önüne gelir.

Denen apartman kapısının açılışıyla hemen not defterini cebine koydu ve çıkanın kim olduğuna baktı. Evet bu onun beklediği kişiydi.
İhtiyar adam seksen yaşının üstündeydi. Evinde karısıyla birlikte kalıyor haftada bir iki kere akşamüstüleri bu saatlerde dışarıya çıkıyordu. Genelde markete, pastaneye ve kuruyemişçiye gidiyordu.
Küçük adımları ile apartman bahçesinden çıktı.
Denen cebinden not defterini çıkarıp notlarını almaya başladı. Sayfanın en üstüne başlık attı.

56.Sokaktaki Nail Amca.
80 yaşında.
Haftada iki yada üç kez dışarıya çıkıyor.
200 metre anca gidebiliyor.

Sonra bugünün tarihini atıp ihtiyar adamla ilgili gözlemlerini yazmaya başladı.

Çok küçük adımlarla ayağını yerden kaldırmadan sanki sürüyerek yürüyor. Her beş altı adımdan sonra biraz dinleniyor. Yürürken başıyla önde ayaklarına bakıyor, durduğunda ise başını kaldırıp etrafını seyrediyor. Yanından geçen her insana yardım talep eder bir bakışla bakıyor. Bastonunu sürekli sağ elinde tutuyor. Ancak bastonuna fazla yük vermiyor. Bastonsuz da yürüyebilir. Markete giderken daha hızlı gidiyor eve dönüş yolunda daha yavaş. Nefessiz kaldığı olmuyor. Molaları aslında dinlenmek için değil etrafı seyretmek için. Durduğunda baston tutan eli titriyor. Diğer elini ceketinin cebine sokuyor. Harekete ederken elini cebinden çıkarıyor. Alışveriş esnasında çok konuşmuyor. Aldığı en ufak bir şeyi bile poşetle taşıyor.

Denen not defterini kapatıp, ihtiyarın eve girmesini beklemeden caddeye çıktı ve hızlıca yürümeye başladı. Bu hafta gözlemleyip not aldığı yedinci ihtiyar adamdı Nail Amca. Bu insanların tüm davranışlarını not edip "ihtiyarların davranışlarını analiz" etmeye çalışıyordu.. Bu sayede ihtiyarladığında, daha güzel bir ihtiyarlık geçireceğine inanıyordu.

29 Kasım 2016 Salı

Fotoğraf

Denen, parmağındaki yüzüğü diğer elinin parmaklarıyla döndürüyordu. Bu onun tikiydi. Yolda yürürken bile, ellerini vücudunun önüne getiriyor, sürekli yüzüğüyle oynuyordu.
Şimdi Bahçeli 7.Cadde'de bir kafede oturmuş yoldan geçenlere bakarak yine aynı hareketi yapıyordu.
Bardağından bir yudum daha çay içtikten sonra omzuna çapraz astığı çantasından rastgele bir kitap çıkardı.
Denen, takıntılı bir insandı. Çantasında en az beş kitabı olmadan asla dışarı çıkmazdı. İlk başlarda bir, iki derken son bir yıldır yanında beş kitaptan daha az kitap taşımaz hale gelmişti. Her gün çıkarken çantasını kontrol eder, eğer eksik kitabı varsa odalarda ayakkabılarıyla dolaşır, panik halde aradığını bulur ve aceleyle evden çıkardı.
Çok önemli bir karar arifesindeydi. Geçen ay evinde büyük bir temizlik yapmış, depo olarak kullandığı küçük tuvaletindeki eşyaları atmıştı. Bu eşyalar arasında küçük bir koli bulmuştu. Her taşındığında onu da taşımış ama hiç içine açıp bakmamıştı. Koliyi açtığında, içinde bir kaç adet eskiden kullandığı ama niçin atmadığını bilmediği eski cüzdanlarını, eski kimlik kartlarını ve öğrenciliğinden kalma bir sürü fotoğrafını bulmuştu. Bu fotoğrafların bazılarını sanki ilk kez görüyordu. Tamamı üniversite yıllarında çekilmiş iki yüzden fazla fotoğraf vardı. Hepsine saatlerce bakmış içlerinden tam seksen iki tanesini bir kenara ayırmıştı. Bu fotoğraflar iki hafta boyunca salondaki yemek masasının bir köşesinde öylece durmuştu. Geçen hafta bunları yanına almış, bir kargo şirketinde tam göndermek üzereyken vazgeçip çantasına koymuştu.
Tekrar bir yudum çay içtikten sonra, masanın üstündeki kargo poşetini eline aldı. Bir haftadır yanında taşıyordu. Bir kaç kez tersini düzünü çevirip tekrar masanın üzerine bıraktı. Az önce çıkardığı kitaptan rastgele bir sayfa açtı. Denen' in en önemli alışkanlıklarında biri de buydu. Önemli bir karar vermek üzereyken yanındaki kitaplardan birini alır rastgele bir sayfa açar ve orada vereceği karar için ipuçları arardı. En önemli takıntılarından biri de herkesin içinde olan fakat tanımlayamadığı paralel yaşantıları bir türlü kafasından atamazdı. Denen' e göre bir çok insan bu inanca sahipti ama onu tanımlamayı bilmiyordu. Bu düşünceler onda hastalık boyutunu almıştı.
Bardağından bir yudum daha çay içtikten sonra, eğer bir bardak daha çay içersem hayatımda ne gibi değişiklik oluşur diye düşünerek garson kıza başka bir şey istemediğini söyledi.
Şu andaki en büyük düşüncesi ise, bu paketi gönderirse, fotoğrafları bakan kişinin hayatında ne gibi bir değişiklik yaratacağı endişesiydi. Çünkü hayat akışı normal bir şekilde devam eden kişilerin hayatında bu fotoğrafları göndermekle dışarıdan bir müdahale yapacaktı.
Fotoğraflar üniversitedeki ev arkadaşına aitti. Mezuniyetinin birinci yılında trafik kazasında ölmüştü. Bu fotoğrafları ailesine göndererek onların hayatında bir değişiklik yaratacağından korkuyordu. Hayat döngülerinde normal olmayan bir sıçrama yaratacağı endişesini taşıyordu. 
Kitaptan rastgele açmış olduğu  sayfaya baktı.
"Otobüs çok kalabalıktı. Nefes almak neredeyse imkansızdı. Daha önce bu caddeyi beş dakikada geçer giderlerdi, Ancak yarım saattir bir durak gidememişlerdi. Kadın havalandırmak amacıyla açık tutulan kapıdan, diğer yolcuların arasından sıyrılarak kendisini dışarıya atmayı başardı. İner inmez az önceki hengameden kurtulduğuna sevinip, ilk sokağa döndü. Dar sokağın her iki tarafında kaldırımlar üzerinde masalar bulunuyordu. Birine oturdu. Gelen garsona kırmızı şarap getirmesini söyledi. Nefesi yavaşlamış, derinleşmişti. Sanki ağzından aldığı nefes önce ayak parmaklarına, oradan da saçlarına kadar gidip yeniden burnunda çıkıyordu. Rahatladığında yada doğru kararlar verdiğini düşündüğü her zaman bu duyguyu yaşardı.Hiç istemediği bir kişiyle buluşmak için otobüse binmiş, ite kakışa saatlerce trafikte beklemiş ve en sonunda kendisini şarap içerken bu dar sokakta bulmuştu. Ama şimdi yüzü gülüyordu. Doğru yerdeydi."
Denen, hesabı ödeyip, yerinden kalktı. Dışarı çıkıp, sokaktaki çöp kutusuna elindeki paketi attı.
Yüzü gülüyordu.

20 Kasım 2016 Pazar

Üç kez yineliyorsanız.




Söylediğiniz sözcükleri dinlemek için kendinize zaman ayırın. Eğer bir sözcüğü üç kez yineliyorsanız bunu bir kenara not edin. Bu sözcük artık sizin için bir kalıp niteliği kazanmıştır. Haftanın sonunda da oluşturduğunuz listeyi inceleyin, kullandığınız sözcüklerin sizin deneyimlerinizle nasıl uyuştuğunu görüp şaşıracaksınız.

Louis L. Hay / Düşünce Gücüyle Tedavi

19 Kasım 2016 Cumartesi

"BİR" likten kuvvet doğar.



Bir kadın akıl hastanesinde gezerken bahçede 100 tane akıl hastası için sadece 3 koruma görevlisi olduğunu görünce hayretle görevliye sorar:
-"Bu kadar çok delinin size saldırıp, zarar vermesinden, kaçmasından korkmuyor musunuz?"
Koruma görevlileri net bir cevap verirler:
-"Hayır, çünkü deliler birlikte hareket etmez."

"Birlikten kuvvet doğar."
Bazılarımızın ömründe bir kaç kez, bazılarımızın da bir çok kez kullandığı atasözlerinden biridir. Ben son zamanlarda kullandım mı hatırlamıyorum, ama eskiden birkaç kez kullanmışlığım var.
Sizin de öyledir mutlaka. Bazı atasözlerini biliriz ama günlük konuşmalarımızda hiç kullanmayız. Bu tercihlerimiz, iş hayatımızla ya da yaşadığımız hayatla ilişkili olsa gerek.

"Birlikten kuvvet doğar." atasözündeki "birlik" kelimesine takıldım bugün.

Buradaki birlik, "birlikte" olmak mı yoksa BİR olmak mı?


15 Kasım 2016 Salı

Büyük şeylerle mutlu olun.



Birçok kişisel gelişim kitaplarında "ufak şeylerle mutlu olun" der.
Niye büyük şeyler onlara mı kalsın.
Ben de diyorum ki "Büyük şeylerle mutlu olun. Büyüğün içinde küçük de vardır."

13 Kasım 2016 Pazar

Her gün bir mucize oluyor.



Her gün bir mucize oluyor. Sadece uzak ülkelerin köylerinde ya da dünyanın öteki ucunda bulunan kutsal bölgelerde değil, burada, kendi hayatlarımızda oluyor. Birdenbire gizli kaynaklarından çıkıveriyor, bir anda etrafı fırsatlarla donatıyor ve tekrar kayboluyorlar. Onlar günlük hayatımızın parlayan yıldızı adeta. Belki de azlıkları sihirli gözükmelerini sağlıyor; ama aslında onlar, gökyüzünde hızla geçip gidiyorlar hep. Onları, güneş ışığı gözlerimizi kamaştırdığı için, gündüz fark etmiyoruz; geceleri üstelik de sadece temiz, karanlık gökyüzünde doğru yere bakmayı bildiğimizde karşımıza çıkıyorlar.
Onların ne kadar olağandışı olduğunu düşünsek de , mucizeler, her gün bilincimizden hızla geçip gidiyorlar.

Yeter ki İste / Deepak Chopra

12 Kasım 2016 Cumartesi

Psişik



Evet, psişik olmak diye bir şey vardır. Sen öylesin ve herkes öyle. Psişik yeteneği olmayan kimse yoktur, bu yeteneği kullanmayan insanlar vardır. Psişik yetenek dediğiniz şey, altıncı duyunuzu kullanmaktan başka bir şey değil.

Tanrı ile Sohbet / Neale Donald Walsch